İmamoğlu ile birlikte casusluk davasında yargılanan Hüseyin Gün'ün mahkemede yaptığı savunma yeni soru işaretlerine yol açtı.
![]() |
| Casusluk davasında Hüseyin Gün'ün yaptığı savunma, yeni soru işaretleri yarattı |
İstanbul Büyükşehir Belediye
(İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, danışmanı Necati Özkan ve
gazeteci Merdan Yanardağ hakkında "siyasal casusluk" suçlamasıyla
açılan davanın ilk duruşmasında davanın sanklarından iş insanı Hüseyin Gün'ün yaptığı savunma yeni
soruları da beraberinde getirdi.
Hakkındaki suçlamaları geri çeviren Gün, yalnızca casusluk
suçlamasını reddetmekle kalmadı, iddianamede yabancı bağlantı olarak sunulan
ilişkilerinin önemli bölümünün aslında devlet adına yürüttüğü faaliyetler
olduğunu öne sürdü. Casusluk iddialarıyla ilgili İstanbulCumhuriyet Başsavcılığının
yürüttüğü soruşturma 112 Acil Çağrı Merkezi'ne gelen bir ihbarla başlamıştı.
Savcılık, etkin pişmanlıktan yararlanmak istediğini belirten Gün'ün beyanları,
dijital materyaller ve mali incelemeler doğrultusunda soruşturmayı
genişletmişti. Daha sonra İmamoğlu, Özkan ve Yanardağ'ı da
"devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal veya askeri casusluk
amacıyla temin etmek" suçlamasıyla dosyaya dahil etmişti. Hüseyin
Gün'ün "Devlet adına görev yaptım" savunması
Soruşturma sürecinde etkin pişmanlıktan faydalanmak istediğini
söyleyerek elindeki materyalleri savcılığa veren Gün, mahkemedeki savunmasında
ise 15 Temmuz darbe girişiminin ardından Gülen yapılanması ile mücadele
kapsamında Türkiye adına yurt dışında aktif görev üstlendiğini söyledi.
İddianamede yabancı devlet adamları, eski askerler, bürokratlar ve istihbarat
bağlantılarıyla ilişkileri şüphe unsuru olarak sunulurken Gün bu temasların söz
konusu görevler kapsamında kurulduğunu savundu. İngiltere'deki düşünce kuruluşları ve siyasi çevrelerle
yıllardır ilişkileri bulunduğunu anlatan Gün, Londra merkezli Global Strategy
Forum aracılığıyla Lordlar Kamarası'nda düzenlenen etkinliklerde rol aldığını
söyledi. Bu kapsamda dönemin Devlet Bakanları Egemen Bağış ve Kürşat Tüzmen,
eski Dışişleri Bakanı Yaşar Yakış, dönemin Başbakanlık Başdanışmanı ve bugünün
MİT Başkanı İbrahim Kalın, Suat Kınıklıoğlu ve Nursuna Memecan gibi isimlerle
aynı platformlarda bulunduğunu anlattı. Mahkemede kendisini "katıksız Atatürkçü" ve "Jön
Türk" olarak tanımlayan Gün, bu ilişkilerin casusluk değil devlet ve ülke
yararına kurulan bağlantılar olduğunu savundu. Fuat
Oktay, GPlus ve Gülen yapılanması iddiası
Gün'e göre, emniyetin el koyduğu dijital materyaller arasında
yer aldığını söylediği yetki belgesine göre Trident ve GPlus şirketleri, Ekim
2016'da dönemin Başbakanlık Müsteşarı Fuat Oktay tarafından Türkiye adına yurt
dışında ülke ilişkileri ve tanıtım faaliyetleri yürütmek üzere yetkilendirildi.
Gün, bu yetkinin 1 Mayıs 2017'ye kadar geçerli olduğunu ve şirketlere "tam
yetki" verildiğini savundu. Gün, söz konusu şirketlerden birinin Gülenyapılanması ile mücadele kapsamında
yürütülen çalışmaların finansmanını gerçekleştirdiğini, GPlus'ın ise Türk
devleti adına yurt dışında lobi faaliyetleri için görevlendirildiğini öne
sürdü. Mahkemenin görevlendirdiği bilirkişi çevirileri ile dosyadaki MASAK
raporuna atıf yapan Gün, şahsi hesabından bu şirketlere 1 milyon 500 bin
euronun üzerinde para transfer edildiğinin görülebileceğini söyledi. İddianamede suçlama konusu yapılan
"Black Cell" başlıklı raporlar ile Gülen yapılanmasına
ilişkin örgüt şemalarını bu faaliyetler kapsamında bizzat hazırladığını ve
devletin resmi makamlarına iletilmesini sağladığını söyleyen Gün,
"Kodlamalar" başlıklı yazışmada da Türk devleti adına yurt dışında
Gülen yapılanmasına karşı yürütülen mücadelede proje yöneticisi olduğunun
açıkça belirtildiğini savundu. Bu anlatım da iddianamedeki suçlama çerçevesiyle doğrudan
çelişen bir savunma ortaya koydu. "Devlet sırrı diye ilk ifademde
geçiştirdim”
Gün'ün mahkemedeki anlatımında dikkat çeken bir başka nokta da
ilk ifadelerine ilişkin açıklaması oldu. Savunmasında, ilk tutuklandığında bu
faaliyetleri ayrıntılı anlatmadığını kabul eden Gün, bunu "devlet sırrını
ifşa etmemek" için yaptığını söyledi. "Benim ilk tutuklandığımda, Temmuz ayında buna benzer
sorular sorulduğunda, ben devlet sırrını ifşa etmemek için bunları ticari
faaliyet olarak geçiştirdim" dedi. Gün, önceki beyanlarını ise tümüyle reddetmedi. Mahkeme
başkanının "İfadelerinizden düzeltmek istediğiniz bir husus var mı?"
sorusuna "Hayır, yok" yanıtını verdi. "İmamoğlu'nu hayatımda bir dakika gördüm"
İddianamede Gün'ün Ekrem İmamoğlu ile ilişkisi, seçim
sürecine etki iddiasının önemli unsurlarından biri olarak yer alıyor. Gün ise bu ilişkinin son derece sınırlı olduğunu savundu.
İmamoğlu'nu yalnızca 2019'da yapılan kalabalık bir seçim tebriği ziyareti
sırasında gördüğünü söyledi. Bu görüşmenin manevi annesi Seher Alaçam'ın
yönlendirmesiyle gerçekleştiğini anlatan Gün, "Hayatımda sadece bir dakika
gördüm. Bugün de ikinci kez aynı yerdeyiz" dedi. İmamoğlu ile bu görüşmenin kısa bir nezaket ziyareti olduğunu
belirten Gün, bu temas dışında herhangi bir irtibatı bulunmadığını, iletişim
kayıtlarının da bunu gösterdiğini savundu. Necati Özkan ile temasını da aynı döneme yerleştirdi. Gün,
seçimlerin iptal edilmesinin ardından yaklaşık 10-12 günlük sınırlı bir süreçte
Özkan ile teması olduğunu anlattı. Bu kapsamda açık kaynak verilerine dayalı
sosyal medya analizi yaptırdığını, ardından 2019 yılının Eylül ayındaİBB'ye bir sunum yaptığını ve bunun
dışında Özkan ile yüz yüze herhangi bir görüşmesi olmadığını ifade etti. "Manevi annemin ısrarı üzerine Sayın İmamoğlu'nun seçim
danışmanı ve kampanya menajeri olan Sayın Özkan ile yaklaşık 10-12 günlük
kısıtlı sürede, hiçbir gayrihukuki yönü olmayan bir sosyal medya analizi
çalışmamız oldu" diyen Gün, bu çalışmanın tamamen gönüllü olduğunu, herhangi
bir ücret almadığını vurguladı. Yurt dışında ortağı olduğu PyQ şirketinin teknik ekibine
internetteki açık kaynak erişimlerine dayalı veriler üzerinden ücretsiz analiz
yaptırdığını belirten Gün, hakkındaki seçim manipülasyonu iddialarını
reddederek "Her şey bundan ibaret" dedi. Savcılığın temel suçlama başlıklarından biri de İBB'ye ait olduğu öne sürülen verilerin
yabancı bağlantılı kişiler ve şirketler üzerinden analiz edilmesi. Gün ise bunu
baştan sona açık kaynak istihbaratı (OSINT) çerçevesine oturttu. İnternette
herkesin erişebildiği bilgilerin incelenmesinin casusluk olarak
değerlendirilemeyeceğini ekledi.Açık kaynak platformlarda çalışan binlerce eski
Amerikan askeri ve istihbarat görevlisi olduğunu söyleyen Gün, bu mantık kabul
edilirse internet kullanan herkesin casus sayılması gerekeceğini savundu. İhbarcıya husumet suçlaması
Gün'e göre soruşturmanın başlangıç noktası kişisel husumetti. 112'ye ihbarda bulunan Ümit Deniz Alaçam'ın, manevi annesi
olarak gördüğü Seher Alaçam'ın oğlu olduğunu söyledi. Alaçam'ın yıllardır
uyuşturucu, yasa dışı bahis ve kumar bağımlılığıyla mücadele ettiğini,
annesinin kendisini rol model göstermesi nedeniyle kendisine husumet
geliştirdiğini savundu. Mahkemede bu iddiasını şu sözlerle anlattı: "Sayın Başkan, yine affınıza sığınarak söylüyorum; beni
20-25 yıldır tanıyan bir insan var. Bu süre zarfı içinde devletimizin güzide
kurumlarından biri ve bence başında gelen Milli İstihbarat Teşkilatımızın
casusluğa karşı koyma birimi beni bulamamış, hiç haberi yokmuş da biri 112'yi
arayıp casusu yakalatmış."
|


Yorumlar
Yorum Gönder