Akbelen'deki acele kamulaştırma kapsamında yürütülen keşif sırasında tutuklanan Esra Işık 41 gün sonra tahliye edildi. Barolar, Danıştay kararı sonrası tutukluluğun hukuki dayanağının kalmadığını savunuyordu.

Esra Işık jandarma aracında görülüyor.
Muğla'nın Milas ilçesine bağlı
İkizköy'de yıllardır süren Akbelen mücadelesinin içindeki isimlerden Esra Işık, 41 gün süren tutukluluğun
ardından tahliye edildi.
Türkiye Barolar Birliği ile İstanbul,
İzmir, Aydın ve Muğla barolarından başkan ve temsilciler, savunma avukatları ve İkizköylüler, tutukluluk incelemesi
öncesinde Milas Adliyesi önünde yaptıkları açıklamada Işık'ın serbest
bırakılmasını istedi.
Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi ise inceleme sonunda Işık'ın yurt
dışına çıkış yasağı şeklinde adli kontrol uygulanarak tahliyesine karar verdi.
Danıştay
kararı neden kritik?
Esra Işık dosyasını yeniden gündeme taşıyan en önemli gelişme,
Danıştay 6. Dairesi'nin Akbelen'deki acele kamulaştırma kararına ilişkin verdiği
yürütmeyi durdurma kararı oldu. Karar 5 Mayıs'ta taraflara tebliğ edildi.
Yüksek mahkeme kararında, acele kamulaştırmayı gerektirecek
olağanüstü bir durum bulunmadığını belirtti.
Kararda ayrıca uygulamanın telafisi güç ya da imkânsız zararlar
doğurabileceği vurgulandı.
Bu tespit, yalnızca Akbelen'deki kamulaştırma sürecine ilişkin değil,
Esra Işık'ın tutukluluğuna ilişkin tartışmalar açısından da önem taşıyor. Çünkü
Işık'ın cezaevine uzanan süreç, bu acele kamulaştırma işlemleri kapsamında
yürütülen bilirkişi keşfi sırasında yaşanan olaylarla başladı.
Köylülerin avukatları, Danıştay kararının Esra Işık'ın
tutukluluğuna dayanak oluşturan hukuki zemini tartışmalı hale getirdiğini
savunuyor. İstanbul Barosu da cuma günü yaptığı açıklamada yürütmeyi durdurma
kararını önemli bir hukuki kazanım olarak değerlendirdi ve Esra Işık'ın derhal
serbest bırakılması çağrısı yaptı.
Muğla Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Aras da benzer bir
çağrıda bulunarak acele kamulaştırma uygulamasından vazgeçilmesini ve Işık'ın
tahliye edilmesini istedi.
Şirket cephesi ise farklı bir değerlendirme yaptı.
Yeniköy-Kemerköy Enerji, Danıştay kararının acele kamulaştırma kapsamındaki tüm
alanları değil, dava konusu edilen 194 parseli kapsadığını savundu.
Bugünkü açıklamada konuşan hukukçular da Danıştay kararını
tutukluluğun hukuki dayanağını doğrudan etkileyen bir gelişme olarak
değerlendirdi.
Türkiye Barolar Birliği adına konuşan avukat Kemal Aytaç,
"Esra Işık haklı, çok haklı. Hukuku savundu. Ama Esra Işık
cezalandırıldı... Bugün yargıdan artık bu esarete, bu zulme bir son verilmesi
için bir araya geldik" dedi.
Dava avukatlarından Arif Ali Cangı ile Barış Aydın da yürütmesi
durdurulan acele kamulaştırma işlemleri kapsamında yapılan keşiflerin hukuki
dayanağının kalmadığını savundu. Savunma tarafı ayrıca, günde 130'dan fazla
parselde, parsel başına dört dakikadan az süre ayrılarak, mülk sahiplerine,
avukatlara ve muhtarlara haber verilmeden keşif yapıldığını belirterek sürecin
ciddi usul sorunları içerdiğini öne sürdü.
Bu gelişme, Esra Işık dosyasındaki hukuki tartışmaları yeniden
alevlendirdi.
Milas'ta
adalet nöbeti
Esra Işık'ın destekçileri 9 Mayıs'ta Milas Atapark Meydanı'nda
"adalet nöbeti" başlattı. O tarihte 40 gündür tutuklu bulunan Işık
için başlatılan nöbete yalnızca İkizköy'den değil, çevre köylerden de destek
geldi.
Nöbetin merkezindeki isimlerden biri Esra Işık'ın annesi Nejla
Işık oldu. "Köyünü korumak, toprağını, havasını, suyunu korumak suç değil,
suç olmamalı" diyen Işık, "Evladımın tepkisi mahkeme heyetine değil,
şirketleredir" ifadelerini kullandı.
Kızından ayrı geçirdiği ilk Anneler Günü'nde Şakran Cezaevi'ne
gitmek yerine Milas Adliyesi önüne gelen Nejla Işık, "Toprağımızın talan
edildiği yetmemiş gibi hepimizi kızımla cezalandırmaya çalışıyorlar"
diyerek tepki gösterdi.
Esra
Işık neden tutuklandı?
Esra Işık, Muğla'nın Milas ilçesine bağlı İkizköy'de yıllardır
süren yaşam mücadelesinin içinde yer alan isimlerden biri. İkizköy Muhtarı ve
Akbelen direnişinin öne çıkan isimlerinden Nejla Işık'ın kızı olan Işık,
köylülerin termik santral ve madencilik faaliyetlerine karşı yürüttüğü
mücadelede aktif biçimde yer aldı.
Akbelen'deki mücadele kamuoyunda özellikle ormanlık alanların
kesilmesine karşı verilen direnişle gündeme taşındı. Ancak zaman içinde mesele
yalnızca ağaçların korunmasına ilişkin bir çevre başlığı olmaktan çıktı.
Zeytinlikler, tarım arazileri, köylülerin geçim kaynakları ve yaşam alanları da
mücadelenin merkezine yerleşti.
Acele kamulaştırma kararı
Bu yıl gerilimi tırmandıran en önemli gelişme 10 Ocak 2026'da
yaşandı. Resmî Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı kararıyla Akbelen
çevresindeki Bağdamları, Çakıralan, Çamköy, İkizköy, Karacaağaç ve Karacahisar
mahallelerinde bulunan toplam 679 parsellik tarım arazisi için acele
kamulaştırma kararı alındı.
Kararın gerekçesi, Yeniköy ve Kemerköy termik santrallerine
kömür sağlanması amacıyla bölgedeki madencilik faaliyetlerinin sürdürülmesiydi.
Ancak köylüler açısından bu karar yalnızca teknik bir idari işlem değildi.
Çünkü kamulaştırma kapsamındaki alanlar, ailelerin yıllardır ekip biçtiği arazileri,
zeytinlikleri ve yaşam alanlarını kapsıyordu.
Kararın ardından köylüler ve arazi sahipleri yargıya başvurdu.
Milas 2. Asliye Hukuk Mahkemesi'nde acele el koyma işlemleri kapsamında çok
sayıda dava açıldı.
Avukatlara göre süreç oldukça hızlı ilerledi. Köylüler ve
savunma tarafı, hukuki süreç tamamlanmadan fiili uygulamaya geçildiğini,
keşiflerin hızla yapıldığını ve itirazların yeterince dikkate alınmadığını
savundu.
Bu gerilimin en görünür anlarından biri 30 Mart'taki bilirkişi
keşfi sırasında yaşandı. Köylüler, acele kamulaştırma süreci devam ederken
sahada keşif yapılmasına tepki gösterdi. Esra Işık da bu itirazın öne çıkan
isimlerinden biriydi.
"Biz
sayıdan ibaret değiliz"
"Biz bu kamulaşmayı istemiyoruz. Burası bizimdir"
diyen Işık, "Biz sayıdan ibaret değiliz. Bizim burada hayatlarımız var.
Sizin '100, 200, 500 tane' diye yazdığınız zeytin ağaçlarına biz ömür verdik
ömür" ifadelerini kullandı.
Bu sözler, Akbelen'deki itirazın yalnızca çevresel değil, aynı
zamanda yaşam hakkı, aidiyet ve mülkiyet hakkı çerçevesinde görüldüğünü ortaya
koydu. Ancak aynı gün yaşananlar, Esra Işık'ı bir ceza soruşturmasının sanığı
haline getirdi.
Savunmaya göre köylüler, üzerinde resmi işaret bulunmayan sivil
araçla gelen kişileri şirket temsilcileri sandı. Tepki de bu nedenle ortaya
çıktı. Esra Işık daha sonra mahkemede de aynı savunmayı yaptı. "Araç keşif
heyeti olduğunu bilmiyordum, şirket için gelen yetkililer olduğunu
düşündüm" dedi.
Ancak aynı gece saat 23.50'de köydeki evinden gözaltına alındı.
Geceyi nezarette geçirdikten sonra savcılığa çıkarıldı ve "görevi
yaptırmamak için direnme" suçlamasıyla tutuklandı.
Mahkeme kararında, Esra Işık'ın bilirkişiler üzerinde baskı
oluşturabileceği değerlendirmesine yer verildi. Karara çevre örgütleri, hak
örgütleri ve muhalefet partilerinden tepki geldi. Tepkilerde, yaşam alanını
savunan bir kişi hakkında tutuklama tedbirinin orantısız olduğu savunuldu.
İlk
duruşmada ne oldu?
Esra Işık, 28 Nisan'da Milas 3. Asliye Ceza Mahkemesi'nde ilk
kez hakim karşısına çıktı. İzmir Şakran Kadın Kapalı Cezaevi'nden jandarma
refakatinde ve kelepçeli olarak getirilen Işık'ın duruşması yaklaşık yedi saat
sürdü.
Savcılık ilk duruşmada tutukluluğun devamını talep etti. Mahkeme
ise o aşamada "kuvvetli suç şüphesi" ve "kaçma ihtimali"
gerekçesiyle tahliye talebini reddetti.
Savunma tarafı, Esra Işık'ın suç kastı bulunmadığını, tepki
gösterilen kişilerin mahkeme heyeti olduğunun bilinmediğini ve olayın
bağlamından koparılarak değerlendirildiğini savundu.
Çevre örgütleri, siyasi parti temsilcileri ve baroların takip
ettiği duruşmanın fiziki koşulları da tartışma yarattı. Salondaki sınırlı
kapasite nedeniyle destekçilerin önemli bölümü içeri alınmadı. Köylüler ise
dışarıda nöbet tuttu.
Bu sırada Nejla Işık'ın "Toprağımız için adalet istiyorduk
şimdi evladımız için adalet isteyeceğiz" sözleri kamuoyunda yankı buldu.
Mahkeme davayı 1 Haziran'a erteledi. Ancak bugün yapılan
tutukluluk incelemesinde Esra Işık hakkında tahliye kararı verildi.
Bir
tutukluluk dosyasının ötesinde
Esra Işık'ın tahliyesiyle birlikte dosyadaki tutukluluk
tartışması sona erse de süreç çevre hakkı, mülkiyet hakkı, protesto özgürlüğü
ve acele kamulaştırma uygulamalarına ilişkin tartışmaları yeniden gündeme
getirdi.
Bugün Milas'ta Türkiye Barolar Birliği ve çok sayıda baronun
devreye girmesi de bu tartışmanın geldiği noktayı gösteriyor. Dosya, yaşam
alanlarını savunan yurttaşlara yönelik yargı süreçleri açısından da izlenmeye
devam edecek.

Yorumlar
Yorum Gönder