Ana içeriğe atla

"Sansür yasası" kimleri hedef alıyor? Son örnek İsmail Arı

BirGün muhabiri İsmail Arı'nın "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla tutuklanması, kamuoyunda "sansür yasası" olarak bilinen TCK 217/A'nın gazeteciler üzerindeki etkisini yeniden gündeme getirdi. 

BirGün muhabiri İsmail Arı'nın gözaltına alınması dün İstanbul'da protesto edildi  Fotoğraf: Dilek Sen/DW

BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı'nın "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla tutuklanması ve DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ hakkında yürütülen soruşturmada aynı suçlamanın yer alması, Türk Ceza Kanunu (TCK) 217/A'nın gazeteciler üzerindeki etkisini yeniden gündeme taşıdı.

Medya ve Hukuk Çalışmaları Derneği'nin (MLSA) verilerine göre bu kapsamda açılan davaların büyük bölümü gazetecileri hedef alırken, beraat kararlarına rağmen uzun süren soruşturma ve yargılama süreçlerinin kendisi fiili bir cezaya dönüşüyor.

İsmail Arı tutuklandı: Suçlama konusu haberler

BirGün gazetesi muhabiri İsmail Arı, haberleri, sosyal medya paylaşımları ve bir yayında yaptığı değerlendirmeler gerekçe gösterilerek "halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlamasıyla tutuklandı. Soruşturma dosyası ve ifade tutanakları, suçlamanın doğrudan Arı'nın gazetecilik faaliyetlerine dayandırıldığını ortaya koyuyor.

Dosyada Arı'nın Yunus Emre Vakfı'na ilişkin "630 milyon TL'lik vurgun" iddialarını içeren haberleri, hakim ve savcıların mülakat sistemiyle atanmasına dair paylaşımları ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın mezun olduğu imam hatip lisesine ilişkin haberi suçlamaya konu edildi. Bunun yanı sıra, Arı'nın bir yayında Erdoğan ailesi ve özellikle Bilal Erdoğan'ın yer aldığı vakıflara ilişkin yaptığı değerlendirmeler de dosyaya girmiş durumda.

Savcılık, bu haber, paylaşım ve değerlendirmelerin "gerçeğe aykırı bilgi" içerdiği ve kamuoyunu yanıltma potansiyeli taşıdığı iddiasını ileri sürüyor.

Suçlamaları reddetti 

İsmail Arı ise ifadesinde bu suçlamalara açık biçimde itiraz ediyor. Arı, söz konusu haberlerin ve paylaşımların tamamının gazetecilik faaliyeti kapsamında üretildiğini, açık kaynaklara ve kamuya yansıyan bilgilere dayandığını vurguluyor. Yunus Emre Vakfı'na ilişkin haberlerinin ardından resmi makamların da devreye girdiğini ve soruşturma açıldığını hatırlatan Arı, bu haber nedeniyle gazetecilik ödülü aldığını belirtiyor. Bu durumun, haberin kamu yararı taşıdığını ve mesleki sınırlar içinde yapıldığını gösterdiğini ifade ediyor.

Vakıflara ilişkin video da suçlama başlıklarından biri. Arı, yaklaşık üç ay önce bir yayında dile getirdiği değerlendirmelerin kamuya açık bilgiler ve haberlere dayandığını, Erdoğan ya da ailesinin yayındaki ifadeleri ile ilgili bir şikâyette bulunmadığını söylüyor. Buna rağmen bu değerlendirmelerin suçlamaya dahil edilmesi, gazetecilik faaliyetinin yorum ve analiz boyutunun da cezai soruşturma kapsamına alındığı eleştirilerini gündeme getiriyor.

Savunmada ayrıca, suçlamaya dayanak yapılan ifadelerin bağlamından koparıldığına dikkat çekiliyor. Arı, uzun yayınlar ve haber bütünleri içinden seçilen cümlelerin tek başına değerlendirilerek suç isnadı oluşturulduğunu, oysa bu ifadelerin bütün içinde farklı anlam taşıdığını dile getiriyor. Avukatları da benzer şekilde, iddianın somutlaştırılmadığını, hangi haberin ya da paylaşımın hangi suç unsurunu karşıladığının açık biçimde ortaya konmadığını belirtiyor.

Arı'nın avukatlarından Kerem Altıparmak, hakimlikte yaptığı savunmada, söz konusu suçlamalarla ilgili Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ailesi ya da herhangi bir kurumun şikâyeti olmadığını, soruşturmanın neye istinaden başladığının belirsiz olduğunu vurgulayarak "Neyin yalan ya da yanlış olduğu açıklanmamıştır, herhangi bir somutlaştırma olmayınca suç isnadı da olmamaktadır, bu sebeple söylemek istiyorum ki bu vesileyle basın yargılanmaktadır" ifadelerini kullandı.

Bu haliyle dosya, yalnızca tekil bir soruşturmanın ötesinde, gazetecilik faaliyetinin hangi sınırlar içinde değerlendirileceği ve "yanıltıcı bilgi" suçlamasının hangi ölçütlerle uygulanacağına ilişkin daha geniş bir tartışmayı yeniden gündeme taşıyor.

Aynı suçlama farklı dosyalarda genişletiliyor

DW Türkçe muhabiri Alican Uludağ hakkında yürütülen soruşturmada da TCK 217/A kapsamında "yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçlaması yer aldı. Ancak Uludağ'ın tutuklanmasına gerekçe olarak "Cumhurbaşkanına alenen hakaret" suçlaması gösterildi.

Bu durum, 217/A'nın çoğu dosyada tek başına bir suç isnadı olmaktan ziyade, soruşturma kapsamını genişleten ve farklı suçlamalarla birlikte kullanılan bir araç haline geldiğini ortaya koyuyor. 

2022'de kabul edildi, başından beri tartışmalıydı

"Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma" suçu, 18 Ekim 2022'de yürürlüğe giren ve kamuoyunda "sansür yasası" olarak adlandırılan düzenlemeyle Türk Ceza Kanunu'na eklendi. MLSA'nın raporuna göre düzenleme daha teklif aşamasında yoğun eleştirilerle karşılandı.

Eleştirilerin merkezinde, suçun tanımında yer alan "gerçeğe aykırı bilgi", "kamu barışı" ve "elverişlilik" gibi kavramların belirsizliği bulunuyordu. Bu kavramların sınırlarının net çizilmemesi, uygulamada geniş yorumlara ve keyfi müdahalelere açık bir alan yaratacağı yönündeki uyarıları beraberinde getirdi.

Uluslararası kuruluşlar da benzer değerlendirmelerde bulundu. Venedik Komisyonu, düzenlemenin öngörülemez olduğunu ve ifade özgürlüğü üzerinde caydırıcı etki yaratabileceğini belirtirken, ARTICLE 19 maddenin uluslararası ifade özgürlüğü standartlarını karşılamadığını vurguladı.

Siyasi savunuyla uygulama arasındaki fark

Yasa henüz Meclis'te görüşülürken MHP Genel Başkan Yardımcısı Feti Yıldız, düzenlemeyi savunurken suçun oluşması için dört şartın birlikte gerçekleşmesi gerektiğini söylemişti. Yıldız, "özel kast, gerçeğe aykırı bilgi, kamu barışını bozma potansiyeli ve alenen yayma" unsurlarının bir arada bulunmaması halinde suçun oluşmayacağını, ayrıca eleştiri amacıyla yapılan açıklamaların suç teşkil etmeyeceğini ifade etmişti.

Ancak uygulamaya bakıldığında, bu dört şartın somut dosyalarda nasıl işletildiğinin son derece tartışmalı olduğu görülüyor. Özellikle "gerçeğe aykırılık" ve "kamu barışını bozma elverişliliği" kriterlerinin çoğu dosyada nesnel ölçütlerle değil, geniş ve yoruma açık değerlendirmelerle ele alındığı dikkat çekiyor. Bu durum, yasa savunulurken çizilen dar ve istisnai çerçeve ile uygulamada ortaya çıkan geniş yorum alanı arasında belirgin bir kopuşa işaret ediyor.

Nitekim gazetecilere yöneltilen suçlamalarda, kamu yararı taşıyan haberlerin, eleştirel yorumların veya henüz yargı süreçleri tamamlanmamış konulara ilişkin yayınların doğrudan "yanıltıcı bilgi" kapsamında değerlendirilmesi, maddenin sınırlarının fiilen genişlediğini gösteriyor. Bu genişleme, yalnızca hukuki belirsizlik yaratmakla kalmıyor; aynı zamanda gazetecilik faaliyetinin kendisini potansiyel bir suç alanı haline getiriyor.

Davaların yaklaşık dörtte üçünde sanık gazeteciler

MLSA'nın 2024-2026 dönemini kapsayan raporu, 217/A kapsamındaki davaların büyük çoğunluğunun gazetecileri hedef aldığını ortaya koyuyor. Rapora göre izlenen davaların yüzde 72'sinden fazlasında sanıklar gazeteciler, muhabirler ve medya çalışanlarından oluşuyor.

Raporda yer alan isimler, bu durumun münferit olmadığını gösteriyor. Evrim Kepenek'ten Yüsra Batıhan'a, Sinan Aygül'den Furkan Karabay'a, Tolga Şardan'dan Merdan Yanardağ'a, Timur Soykan'dan Barış Pehlivan'a kadar çok sayıda gazeteci aynı suçlamayla yargılandı ya da yargılanmaya devam ediyor.

Hangi haberler suç sayıldı?

Raporda yer alan davalar, suçlamaların hangi içeriklere yöneldiğini somut biçimde ortaya koyuyor. Sinan Aygül, bir cinsel istismar haberini sosyal medyada paylaştığı için tutuklandı ve uzun süren yargılamanın ardından beraat etti. Evrim Kepenek, deprem sonrası yardım dağıtımına ilişkin AFAD haberleri nedeniyle yargılandı ve beraat etti.

Yüsra Batıhan, 6 Şubat depremlerine ilişkin haberciliği nedeniyle hapis cezası aldı ancak hükmün açıklanması geri bırakıldı. Ahmet Kanbal, AFAD'ın deprem müdahalesine ilişkin eleştirel yayınları nedeniyle yargılanıyor. Tolga Şardan, MİT raporuna ilişkin haberi nedeniyle yargı süreciyle karşı karşıya kaldı. Furkan Karabay ise İBB soruşturmasına ilişkin haberleri nedeniyle gözaltına alındı ve ev hapsiyle serbest bırakıldı.

Yenidoğan davasına ilişkin haberler nedeniyle yargılanan Nilay Can, Dinçer Gökçe ve Veysi Dündar ise beraat etti. Bu tablo, maddenin özellikle kamu yararını ilgilendiren ve devlet kurumlarını konu alan haberlerde devreye girdiğini gösteriyor.

TÜSİAD yöneticileri, İstanbul Barosu

Rapor, 217/A'nın zaman içinde yalnızca gazetecilerle sınırlı kalmadığını ortaya koyuyor. Sosyolog Veli Saçılık, avukat İrem Çiçek, TÜSİAD yöneticileri Ömer Aras ve Orhan Turan, İstanbul Barosu Başkanı İbrahim Kaboğlu ve yönetim kurulu üyeleri ile doktor Yusuf Eryazğan da bu kapsamda yargılanan isimler arasında yer aldı.

Bu, yasanın uygulama alanının giderek büyüdüğünü ve farklı toplumsal kesimlere yöneldiğini gösteriyor.

MLSA: Sürecin kendisi cezalandırma işlevi görüyor

İsmail Arı'nın tutuklanmasıyla yeniden gündeme gelen TCK 217/A, yalnızca bireysel dosyalar üzerinden değil, genel uygulama örüntüsü üzerinden de tartışılıyor. Yasa, teorik olarak dar ve istisnai koşullara bağlı bir suç tanımı içeriyor olsa da uygulamada çok daha geniş bir alana yayılan bir müdahale aracına dönüşmüş durumda.

MLSA'nın en dikkat çekici tespitlerinden biri, 217/A'nın doğrudan mahkûmiyet üretmekten çok, yargılama sürecinin kendisi üzerinden cezalandırma işlevi görmesi. Gazeteciler çoğu zaman beraat etse bile, aylar hatta yıllar süren soruşturma ve yargılama süreçleri, gözaltı ve tutuklama riski, hukuki maliyetler ve mesleki baskı kalıcı bir caydırıcı etki yaratıyor.

Raporda bu durum açık biçimde "süreç cezası" olarak tanımlanıyor. Bu çerçevede yasa, yalnızca bir ceza normu olarak değil, aynı zamanda ifade özgürlüğü üzerinde sistematik bir baskı mekanizması olarak değerlendiriliyor.


DW Türkçe

DW-Reporterin Pelin Ünker

Pelin Ünker Yolsuzluk ve vergi adaleti üzerine haber yapan araştırmacı gazeteci

Bsky : @pelinunker.bsky.social




Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

IMF Karşıtı Annenin IMF Uzmanı Kızı

Cumhuriyet Halk Partisi Parti Meclisi üyeliğine seçilen Bilkent Üniversitesi Ekonomi Bölümü Başkanı ve IMF eski ekonomisti Doç. Dr. Selin Sayek Böke , üniversitede iktisat eğitimi alma kararının hayatının en güzel hatası olduğunu söylüyor. Anne Selin Sayek Böke ile ekonomist Selin Sayek Böke arasındaki dengeyi annesinden ilham alarak koruduğunu vurgulayan Böke, "CHP'de herkesin daha mutlu, refah içinde yaşayabileceği ekonomik ortamı sağlayacak politikalar üretilmesine katkıda bulunarak bunları somutlaştırmaya katkıda bulunacağım" diyor. Dünya Bankası ve IMF kariyerine sahip, güleryüzlü ve sıkı bir makro iktisatçı olarak bilinen Selin Sayek Böke ile CHP Parti Meclisi üyeliğinden annesi Türk Tabipler Birliği eski Başkanı Füsun Sayek ile olan ilişkisine kadar birçok konuyu masaya yatırdık. Böke, 11 yaşındayken kardeşi ile 'gazetecilik oyunu' oynadıklarını, hazırladıkları gazeteye ekonomi yazılarını yazdığını paylaşıyor. Kendisini ekonomi alanına yönle...

İran, Sıtkı Ayan’dan sorulur

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen ikinci telefon görüşmesinde adı geçen işadamı Sıtkı Ayan, özellikle AKP döneminde parlayan isimlerin başında geliyor. WikiLeaks belgelerinde de adı geçen Sıtkı Ayan’ın ismi İran ile yapılan ticari anlaşmalar ve yüksek devlet teşvikleriyle anılıyor.   Sivas’ın Gölova beldesinde doğup büyüyen Sıtkı Ayan, İstanbul İmam Hatip Lisesi ve Ankara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ni bitirdi. Mesleğini icra yerine petrol işine girdi. Ayan’ın, İran ve Sudan’da petrol ve doğalgaz sahalarıyla ilgili yatırımları bulunuyor. WikiLeaks belgelerine göre ABD Ankara Büyükelçiliği’nden gönderilen kripto, Başbakan Erdoğan’ın İran’daki etkinliğini ve ilişkisini ortaya koyuyordu. ABD elçiliğinin belgesinde, 22 Şubat’ta Türk gazetelerinde İran ile Türkiye arasında müşterek bir yatırım projesi imzalandığı ve buna göre kurulacak olan yeni bir doğalgaz boru hattının, İran gazını Türkiye üzerinden Avrupa’ya taşıyacağı belirt...

Panama Belgeleri: Hayyam Bey'in cenneti

Panama belgelerine göre Hayyam Garipoğlu, Sümerbank’a el konulmadan önce Niue’de bir şirket kurdu. Yaptığı açıklamada “Niue’nun adını bile duymadım” dedi. Panama belgelerinde, Türkiye tarihinin en büyük banka batırma olayına imzasını atan Hayyam Garipoğlu’nun da dört off-shore şirketi ile yer aldığı ortaya çıktı. Belgelere göre Garipoğlu’nun, Sümerbank davasında adı geçen Olsten Marketing Co Ltd’nin yanı sıra üç ayrı off-shore şirketi daha var. Bu şirketlerden biri Olsten Marketing’in kapatılmasından hemen sonra kurulan Niue merkezli Unitrade International Ltd olsa da Garipoğlu, Niue’nun neresi olduğunu dahi bilmediğini ifade ederek bu şirketin kendisine ait olduğunu yalanladı. Olsten, Mossfon müşterisi Sümerbank ile ilgili dava dosyasına göre Garipoğlu, Sümerbank’a el konulmadan bir gün önce, kendisine ait olan Romania International Bank’a 8 milyon dolar transfer etti, buradan da yine kendi paravan şirketi Olsten Marketing’in hesabına aktardı. Panama belgelerine göre...

#ParadisePapers: Off-shore biraderler

Berat ve Serhat Albayrak’ın Çalık Holding’de yönetici olduğu dönemde holdinge bağlı çok sayıda off-shore şirketi kurulmuş. Serhat Albayrak bu şirketlerden birinin bizzat direktörü. Dünyanın dört bir yanından çok sayıda politikacı ve iş insanının off-shore bağlantılarını ortaya çıkaran Paradise Papers’ta Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın damadı Enerji Bakanı Berat Albayrak’ın ağabeyi Serhat Albayrak’ın da ismi geçiyor. Serhat Albayrak, belgelere göre Malta’da bir off-shore şirketle bağlantılı görünüyor. Frocks International Trading Ltd adlı şirkette Albayrak’ın yanı sıra Çalık Holding çalışanları Mehmet Gökdemir, Murat Tarı ve Şafak Karaaslan şirket yetkilileri arasında bulunuyor. Murat Tarı 2000-2005 yılları arasında Çalık Holding’de genel müdür olarak görev yaptı. Mehmet Gökdemir Çalık Holding’e bağlı GAP Tekstil yönetim kurulu üyesi, Şafak Karaaslan Çalık Holding’in dış ilişkiler sorumlusu. Serhat Albayrak da söz konusu dönemde Çalık Holding genel müdürlüğünü yürütüyordu. ...